Kızarmış Adaçayı Yaprakları

Adaçayı ile tanışmam enteresan: 14-15 yaşlarımda benim jenerasyonumdaki pek çok kişi gibi Şehnaz Tango dizisini hayranlıkla izlerdim. Dizinin bir bölümünde Muhsin karakterini oynayan Erdal Özyağcılar, kızlarıyla bir çay bahçesinde otururken onlara ‘Hadi adaçaylarınızı için de kalkalım.’ dediğinde duymuştum adını ilk kez.

Mutfağımda ne zaman kullanmaya başladığımı tam olarak hatırlayamıyorum. Büyük ihtimalle boğaz ağrımı bitkisel yollarla aşmaya calışırken tüketmeye başlamışımdır. Zira uzun yıllardır ilaçsız, çeşitli otlarla ama özellikle adaçayı ile tedavi ediyorum benzer hastalıklarımı.

Çanakkale’de Permakültür kampındayken bir köylü teyzenin çay yerine adaçayı içtiğini görünce ben de daha sık içmeye başladım bu çayı. Benim için kahvaltıda çayın yerini alması zor ama adaçayı kullanmak için de hastalanmayı beklemek bu güzelim bitkiye haksızlık.

Adaçayı son derece yararlı bir bitki ama bazı durumlarda kullanımı oldukça risklidir. Özellikle hamile ve emziren kadınların kesinlikle uzak durması gerekiyor. Hamile kadınlarda düşüklere, emzirenlerde ise süt kesilmesine sebep olabilmektedir. Sadece adaçayı özelinde değil, herhangi bir sağlık probleminiz varsa tüketeceğiniz gıdalarla ilgili araştırma yapmanızı tavsiye ederim.

Adaçayının yemeklerde kullanıldığını ise ilk kez on sene önce İngiltere’de gördüm. İngilizlerin meşhur Pazar öğle yemeklerinde (Sunday Roast)  ya da Christmas sofralarında servis ettikleri stuffing denilen bir yan yemek vardır. Stuffing yerken bayıldığım o kokunun izini sürüp adaçayı olduğunu anlayınca hem şaşırmış hem de sevinmiştim. Daha sonra farklı zamanlarda çeşitli balık yemeklerinde ve makarnalarda kullanıldığını gördüm ve bunlarla uyumuna meftun oldum.

Kızartmasına gelince, İtalyan mutfağına ait bu atıştırmalığı denemek için epey zamandır bekliyorum açıkçası. Çünkü adaçayı şehirde genellikle kuru halde ya da pazarlarda saksılarda satılıyor ve bunların yaprakları çok küçük. Kızartmaya uygun olacak kadar büyük yapraklı adaçayı bitkisi beklemediğim bir zamanda karşıma çıkınca heyecanlandım ve hemen denemek istedim. Bloglardaki tarifleri gözden geçirdim, Türkçe neredeyse hiçbir şey bulamadım. Yabancı bloglardaki tariflerden en içime sinen, kendisi de Toskana’lı olan yemek yazarı Giulia Scarpaleggia’ya ait tarif oldu. Tarifi denediğimde sonuç beni çok çok mutlu etti. Abarttığımı düşünmeyin ama tadına bakan istisnasız herkes bayıldı. Eğer sizin de karşınıza çıkarsa bunu lütfen deneyin. Orijinal tarifi şurada bulabilirsiniz.

Malzemeler

  • 4 tepeleme yemek kaşığı un (60 g kadar)
  • 50 ml bira (maden suyu da kullanılabilir)
  • 100 ml su
  • 30 kadar adaçayı yaprağı, saplarıyla kullanılacak (benim yapraklarım Giulia’nın kullandıklarından daha küçük olduğu için daha fazlasına yetti)
  • Bir tutam deniz tuzu
  • Bir tutam çekilmiş karabiber
  • Ayçiçek yağı (orijinal tarifte zeytinyağı kullanılmış)

Yapılışı

  • Kaplama harcını hazırlamakla işe başlıyoruz. Büyükçe bir kasede un, tuz ve karabiberi karıştırın.
  • Bu kuru malzemeye su ve sodayı ekleyin. Unun topaklanmasını önlemek için sıvı malzemenizi azar azar eklemelisiniz. Harcı iyice karıştırıp buzdolabında yarım saat dinlenmeye bırakın.
  • Adaçayı yapraklarınızı akan suyun altında nazikçe yıkayın. Sebze kurutucusunda fazla suyunu alıp kağıt havlu ya da bir mutfak bezi ile tamamen kurutun.
  • Yağınızı kızdırın, yaprakları karışıma batırın fazlasının akmasına izin verip kızgın yağa atın. Her iki tarafı da altın rengi olana dek kızartın.
  • Yaprakların birbirine yapışmaması için tavada birbirine değmemelerine dikkat edin.
  • Kızaran yaprakları kağıt havlu serdiğiniz servis tabağına alın.
  • Üzerine ekstra deniz tuzu serpebilirsiniz.

Önceki Kayıtlar Sonraki Kayıtlar

Benzer Tarifler

Yorum bırakın