Photo of Cigdem Yildiz

Hakkımda

Çocukken Türk filmlerini izlemeye bayılırdım. Gördüğümde içimi sıcacık bir duygunun kapladığı bazı sahneler vardı filmlerde. Soba ya da ocak üstünden alınan çaydanlıktan kahvaltı masasındaki bardaklara çay doldurulan, kadeh tokuşturulup dertleşilen, yemek yenen sahneler…

Gerçek hayatta da yemeğe karşı duygum filmlerdekiyle aynı oldu hep. Malzemelerin toparlanması, yemeğin pişirilmesi, masaların kurulup kaldırılması, yemek faslı,  hayata hareket getiren şeyler hep; enerjiyi değiştiren, ortamı ısıtan. “Bir yemek yiyelim, kahve içelim.” deriz, “Yemeğe buyrun.” deriz. Çünkü bir araya gelmeye vesiledir yemek. İş ilişkilerini ayrı tutarsak, kendinizi yakın hissetmediğiniz biriyle oturup yemek yemek istemezsiniz. Özeldir çünkü.  Ama aynı zamanda biriyle ilişkinizi kuvvetlendirmek isterseniz yemek iyi bir bahane ve aracıdır da.

Bana gelince, sebebi yemek yemeyi bunca sevmek mi, harikulade yemeklerin piştiği bir mutfağı seyrederek büyümüş olmak mı bilmiyorum ama yemek yapmayı da en az yeme kısmı kadar sevdim her zaman.

Yemek kadar işin “mutfağı”na da ilginiz varsa bu bitmeyen bir serüvene dönüşüveriyor. Malzemelerin, reçetelerin peşinde koşup kitapların ve artık günümüzde blogların içinde kaybolabiliyorsunuz. Yemek öyle bir pratik ki tarifleri uyguladıkça geliştirilebiliyorsunuz da. Zaman içinde gelişen/değişen damak zevkinize göre çeşitlendiriyor hatta bazen sadeleştirebiliyorsunuz. Ve yeni tatları denedikçe bu alanda ufkunuz genişliyor elbette. Bir restoranda deneyip beğendiğim bir tadı yakalamaya ya da bazen bana ait yepyeni bir şey ortaya çıkarmaya çalışmak benim için bir macera, bazen küçük bir meydan okuma.

Bu blog, mutfakla direkt ya da dolaylı olarak ilgili olan tüm bu deneyimlerimi paylaşma alanı benim için. Bu yüzden çok kıymetli.  Ben, yerli ya da yabancı pek çok bloğu takip edip ilham alıyorum. Bu bloğun da başkaları için böyle bir alan olmasını temenni ediyorum.

Çiğdem Yıldız